Suhulet

  • 17.05.2020 19:39
  • Okunma: 143 kez

Dünyanın ilk arabalı vapuru “Suhulet”in adını taşıyan ve Sirkeci-Harem arasını 8 dakikada alacak olan modern arabalı vapurun İDO tarafından törenle hizmete sokuluşunu çoğumuz televizyonlardan ve yazılı basından izledik.
Şirket-i Hayriye adına 1869’da İngiltere’ye iki adet araba vapuru ısmarlanmış,bunlardan “Suhulet” (26) adı verileni dünyanın ilk feribotu ünvanını alarak 1870’de hizmete sokulmuştu.(Meydan Larousse’de 1870 olarak belirtiliyor ise de,her nedense aşağıdaki fotoğrafta tarihi 1871 olarak belirtilmiş.S.Ç.) ((

İkincisinin adı da “Sahilbent” (27) olup,o da ilkinden bir yıl sonra yani 1871’de hizmete girerek,dünyanın ikinci feribotu ünvanını almaya hak kazanmıştır.
Yeni “Suhulet”in törenle denize indirilmesi çok kişi için sıradan bir olay gibi görünse de,benim için bir başka anlam ifade ediyor.
Neden mi?
Halen 80.inci baharını (!) yaşamakta olan sevgili babacığım, dünyanın ilk feribotu olan “Suhulet”te bir yıl kadar görev yapma onurunu taşıyor da,ondan.
Tekrar dönmek üzere “Suhulet” faslına kısa bir ara verip…
Kışı Beykoz-Ortaçeşme’deki evinde geçirmekte olan babama yaptığım son Kurban Bayramı ziyaretimde “Suhulet” olayını sordum.
Daha doğrusu,İstanbul’la ilk tanışmasından başlayıp,denizcilik sektörüne nasıl girdiğini, “Suhulet”le ilgili anılarını anlatmasını istedim.
Hani derler ya, “Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür”.
İstanbul’a geliş gidişlerinin birkaç safhası olduğundan,anlatırken bazı olayların sırasını karıştırdı.
İstanbul’la ilk tanışması 1945 yılında yani 18 yaşındayken olmuş,babamın.
Bir taraftan,“O zamanlar iş bulması çok kolaydı..Kahvehanelerden adam toplarlardı,iş vermek için.” diye,işe nasıl girdiğini anlatırken,bir taraftan da o yıllarda ülkemizde işsizlik sorunu gibi bir problemin olmadığının da ipuçlarını veriyordu,babam.
Göreleliler’in ilk adresleri de genellikle Çeşme Meydanı ve Kasımpaşa imiş,o zamanlar.
Babam,1944’de Şirket-i Hayriye’nin lağvedilmesiyle Devlet Denizyolları ve Liman İşletmeleri Genel Müdürlüğü adını alan kuruluşa ait Tarzınevin (47) ve Kamer (59) vapurlarında iki yıl kadar gemici (halat bağlayan görevli) çalıştıktan sonra,köye dönmüş.Annemle evlendikten sonra da askere gitmiş.Üç yıllık askerliği esnasında da ben doğmuşum.(17 Ekim 1949).
1950’de askerliğini bitirir bitirmez,ikinci İstanbul macerası başlamış, babamın.
Birkaç yıl sonra (1953-54 olabilir) bizi de yanına almış.
İşte bundan sonra anlattıklarında kronolojik sıralama yanlışları oluyor ise de,4-5 yaşlarında olduğum o yıllara ait bazı olaylar hafızamda yer ettiğinden,üç aşağı beş yukarı bazılarını çıkarabiliyorum.Bazı olayları da mantık süzgecinden geçirince, “Ha,senin dediğin gibi olabilir” diye beni onaylıyor.
O zamanlar İstanbul’da iki yıl kadar kirada oturduk.
Nerelerde oturduğumuzu da hayal-meyal hatırlıyorum.
Bir süre Üsküdar’da Ferah Sokak’da ve bu sokakla kesişen Hüseyin Hüsnü Paşa Sokağı’nda…
Bir süre de,denizden bakınca Vaniköy iskelesinin arkasına düşen ormanlık yamaçtaki bir köşkün (hala duruyor) yanındaki bir evde ve Şifa suyundan yukarılarda bir gecekonduda (o zamanlar tek tük ev vardı,şimdi villalarla kaplanmış durumda) kirada oturmuştuk.
Vaniköy iskelesinin arka tarafındaki yamaçta oturduğumuz sıralarda,Tuna nehrinden kopup Karadeniz yoluyla Boğaz’a giriş yapan sal şeklindeki buz kütlelerinin üzerindeki insanların 24 Şubat 1954 tarihinde Boğaz’dan geçişlerini dün gibi hatırlıyorum.
Babam görevini sürdürürken,bizi (1955 veya 56 başları ?) tekrar köye (Görele-Kuşçulu) göndermişti.
Babam o sıralarda çalıştığı diğer gemilerin adını hatırlayamıyor ise de, “Suhulet”te bir yıl kadar çalıştığını net bir şekilde söylüyor:
-Suhulet’de gemici olarak bir yıl kadar çalıştım.Yandan çarklıydı.Kocaman çarkları vardı, dönerken “yalap yalap” ediyordu.”
Yandan çarklı ve diğer gemilere nazaran ilginç bir görüntüsü olması nedeniyle,Üsküdar’da oturduğumuz sıralarda (Üsküdar-Kabataş hattında çalışıyordu) hafızamda silinmez izler bırakmış olan “Suhulet”i bu yüzden ben de dün gibi anımsıyorum.
Köye döndükten bir sene sonra, üç köyün (Karaburun,İsmailbeyli ve Kuşçulu) müşterek okulu olan Karaburun İlkokulu’na kaydoldum.
İkinci sınıftayken, babam işini bırakıp,Görele’ye dönerek Karayolları’ndaki grayderlerin arkasında yol işçisi (amele) olarak çalışmaya başladı.
Yine babamı dinleyelim:
“Bu amelelik işi beni sarmayınca,babam (Hüseyin usta),o sıralarda şehirhatları İşletmesi Müdürü olan Lütfi bey (Hızlan)’in babasına,tekrar eski işime dönmem için ricada bulunmuş.Babam duvarcı ustası olduğundan,Lütfi beyin babasının evini yapmış,para da almamıştı.Bu iyiliğin altında kalmak istemeyen Lütfi bey beni tekrar işe aldı.Allah ondan razı olsun.”
Babam sözlerini şöyle sürdürdü:
“İşte İstanbul’a bu üçüncü gelişimde, “Güverte Lostromosu” (Kaptan yardımcısı,bir nevi 2.kaptan.S.Ç.) sınavlarına hazırlandım.
Cilt cilt kitaplar;Deniz Hukuku,Meteroloji,Gemicilik…vs. okudum.İngilizce yazılı çarşaf çarşaf haritaları yerlere sererek,boğazın nerelerinde akıntı var,nerelerinde kaya,viraj gibi tehlikeli şeyler var,hepsini kafama yerleştirdim.Sonra da sınavları vererek, “Güverte Lostromosu”oldum.”
İlkokul 3.sınıfta henüz birbuçuk ayı yeni doldurduğum bir esnada babam İstanbul’dan apar topar gelerek bizi de (annem,ben,iki erkek,bir kız kardeşim) İstanbul’a götürdü.
Babam bu ünvanı (Güverte Lostromosu) aldığı tarihten (1958) itibaren emekliye ayrıldığı 1978 yılına kadar hep aynı gemide (Büyükdere) görev yapmıştır.
Namusu bildiği gemisini ne bir iskeleye,ne bir yalıya ne bir gazinoya çarpmış,ne de bir sandal batırmış,görevini kazasız,belasız başarılı bir şekilde tamamladıktan sonra,bir de “Takdirname” ile ödüllendirilerek meslek hayatına alnının akıyla son noktayı koymuştur.
“Takdirname”sini hatıra olarak saklamak üzere arşivime koymak için istediğimde,ne yazık ki nereye koyduğunu bulamadı.
Büyükdere vapuru Hollanda tersanelerinde yapılmış olup,aynı modele sahip şu beş gemiyle altız durumundaydı:Büyükada,Yalova,Haydarpaşa,Anadoluhisarı ve Rumelihisarı.
Halk arasında Güverte Lostromosu’na “Reis” deniyordu.Bu nedenle babama Emrullah Reis veya Emrullah Kaptan diye hitabedilirdi.
“Suhulet”e gelince…
Türk denizciliğine 88 yıl hizmet ettikten sonra, ekonomik ömrünü doldurup,diğer hemcinslerinin kaçınılmaz akibetine uğrayarak “jilet yapılmak üzere (!)”1958 yılında emekliye sevkedildi.
“Hey gidi günler,hey!” dedirterek,nostalji yaşamamıza vesile olan çağdaş “Suhulet”in,vatana,millete hayırlı olmasını dilerken…
Hazır babamdan bahsetmişken, Türk Denizciliği’ne büyük hizmetleri geçmiş yüksek bürokrat Göreleliler’den ve babamın kaptan arkadaşlarından bazılarının adını anmadan es geçmek istemiyorum.
Göreleliler’den diyorum,çünkü…
Bir zamanlar Türk Denizcilik sektöründe; bir ilçe mensubu olmalarına rağmen Göreleliler’le,Rize gibi koca bir ilin mensubu kardeşlerimiz arasında amansız tatlı bir rekabet vardı.
Şimdi durum nasıl bilmiyorum amma…
Bürokraside olsun,sendikal hareketlerde olsun,hep bu il ve ilçe mensupları öne çıkardı.
İşte anımsadığım Göreleli birkaç isim:
Kuşçulu’dan Deniz Nakliyat eski Genel Müdürü Lütfi Hızlan (Başta Şehirhatları İşletmesi olmak üzere Türkiye Denizcilik sektöründe çok sayıda Göreleli’yi (babam dahil) ekmek sahibi yapmıştır. ),İsmailbeyli köyünden Türkiye Denizcilik İşletmeleri (TDİ) eski Genel Müdürü ve Ulaştırma Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Kenan Öner (şimdiki BJK Genel Sekreteri ve Basın Sözcüsü),Kuşçulu’dan TDİ eski Genel Müdür Yardımcısı Emrullah Demirel.
Kaptanlara gelince…
Kuşçulu’dan Dursun Ali Kocabaş (merhum) ve İlyas Genç;Boğalı’dan Temel Bal (merhum), Osman Yılmaz (merhum) ve Cemal Ordu;Çavuşlu-Yeniköy’den büyük ve küçük Salih Yosmaoğlu;Kırıklı’dan Salih Kılıç.
Vefat etmiş olanlara Allah’dan rahmet,babam başta olmak üzere hayatta olanlara da sağlık ve mutluluk içersinde daha nice uzun yıllar diliyorum.
***

HAFTANIN İNCİLERİ:

VOLKAN KONAK’IN SİLAHI
Bundan sonraki bestelerini, Zigana’ya kondurduğu dağ evinde yapmak istediğini belirten ünlü sanatçı Volkan Konak,bulunduğu yerin ıssız olmasını ileri sürerek,güvenlik gerekçesiyle silah ruhsatı almak için Trabzon Valiliği’ne başvuruda bulunmuş.
Umarız, “sapını gülle donatır” da kullanmaya gerek kalmaz! diyor…
Sevgili Volkan Konak’a çalışmalarında başarılar diliyoruz.
***
HİTLER VE İTLER
Tarihin gelmiş geçmiş en kanlı diktatörlerinden biri olan Hitler,25 yıl köpekleriyle aynı mezarda yatmış. (Hürriyet,23.12.2007)
Hitler ve itler…
Ne de güzel uymuş!
***
EKMEK ELDEN,SU GÖLDEN…
Türkmenistan’da elektrik,su,doğalgaz ve telefon ücretsiz,bir bidon benzin ise sadece bir dolarmış.
Desenize, “Ekmek elden,su gölden” gül gibi geçinip gidiyorlar.
SSCB dağıldığında,bir de “ağabeylik” taslamaya çalışmıştık,Türkmen kardeşlerimize.
İyi ki tongaya basmamaşlar.
Bırakın ağabeyliği…
Maazallah,kendimize benzetir…
Emdikleri sütü burunlarından getirirdik adamların.
***
TÜRKÇE TU KAKA!
Hotel New Jasmin’in Ares Restaurant’ında Leziz yemekler yeyip,Grup Plüton’u dinlemeye ne dersiniz?
Fiyakalı gavurca kelimelere aldanıp,yabancı ülkelerden birinde olduğunu zannederek…
Pasaport,vize vs telaşına kapılmayın sakın!
Çok uzaklarda değil…
Giresun’daymış!
***
ZİHNİYET NE OLACAK?
Askerlikten yırtmak için sahte “çürük” raporu aldığı iddiasıyla tutuklanan DTP Genel Başkanı Nurettin Demirtaş,yapılan muayene sonucu sağlam çıkmış.
Zihniyet “çürük” olduktan sonra…
Fiziken sağlam olsa ne yazar?
***
ADALET NEYİN TEMELİ?
Yargıtay 4.dairesinin 5 üyesinden biri olan Ali Suat Ertosun, “Beş yargıcız 40 bin dosyaya nasıl bakalım?Bize gelen davaya ancak üç yıl sonra sıra geliyor.Bunların bir kısmı da zaman aşımından düşecek” demiş.(Vatan,26.12.2007)
“Adalet zaman aşımının temelidir” dersek,acaba suç işlemiş olur muyuz?
Amaaan boşver,bize sıra gelinceye kadar “zaman aşımından” yırtarız,her halde!
***


SÖZÜN ÖZÜ:
“Erkekler şaraba benzer;geçen yıllar kötülerini ekşitir,iyilerini olgunlaştırır.” Cicero

GİRESUNLU SÖZ YAZARI VE BESTEKARLARDAN:

İLK GÖZ AĞRISI
Makam:Muhayyerkürdi
Söz :Ahmet KAÇAR (*)
Beste :Mehmet ILGIN

Sitemler örüyor,kaderin ağı
Hayatım dökülen bir gül yaprağı
Geçse de ömrümün en güzel çağı
Başkadır ilk sevgi,ilk göz ağrısı.
***
Şu mahzun kalbimin var bir sızısı
Ağlamak hıçkırmak her hatırası
Takılsa duvağı,yansa kınası
Başkadır ilk sevgi,ilk göz ağrısı
**
Yanarım andıkça geçen günlere
Kırılan dallarda solan güllere
Artık vakit geldi,sorma nereye?
Elveda ey gençlik,elveda ey dost!

(*)1926 Görele-Çürükeynesil.(Hayatı daha önce ayrıntılı olarak verildi.)

HAFTANIN DÖRTLÜĞÜ:

Can Akengin’den…(*)

Ruh:özde nur,gözde menşur,kadehte şuur…
Dimyat Çin’de…Yeter rinde evindeki bulgur.
Kanıp gerçek bezme gelmek dilersen ey dost;
Aynayı kır,takvimi yırt,saati durdur!

(*)1892-1942. Giresun’un yetiştirdiği en büyük şairlerden biridir.İstanbul’da Darülfünun (Edebiyat Fakültesi)’nde okudu.I.Dünya Savaşı nedeniyle tahsilini yarıda bırakarak Giresun’a döndü.Yüksek kültürü ile kendini sahne ve edebiyat çalışmalarına verdi.Düğün hazırlıkları esnasında çok sevdiği nişanlısını kaybedince,hayata küstü.Önceleri şık giyinen centilmen görünüşlü biri iken,daha sonra hayata küsüp iç kısımlara (Alucra,Şebinkarahisar) göç ederek,derbeder bir hayat yaşamaya başladı.Şiirlerini ve nesirlerini derli toplu olarak bir yerlerde muhafaza etmediği için,derlenebilenler başkaları tarafından mahalli basında yayınlanmış,daha sonra da (1972) Giresun Halkevi tarafından bir kitapta toplanmıştır.

NOT:2008’İN TÜM OKURLARIMA VE HEMŞEHRİLERİME SAĞLIK,MUTLULUK VE BAŞARILAR GETİRMESİNİ DİLERİM.

Anahtar Kelimeler: Seyfullah Çiçek

Yorumlar (0 Yorum)

Bu içeriğe yorum yapılmadı, yorum yapmak ister misin?

Yorum Yaz
Yazarın Yazıları