AHMET KAÇAR’IN “SERHOŞ MASALAR” ŞİİRİ ÜZERİNE BİR DENEME
Bilinen, gerçek anlamında kullanılır, sözcükler; düz yazıda, genelde. Bu, düz yazının özüne uygun bir özelliğidir. Her isteyen öğrenim düzeyine, bilgisine, kültürüne uygun bir düz yazı oluşturabilir; fakat bir şiir oluşturamaz. Birikimle yeteneğinin kol kola girdiği, el ele verdiği ince bir uğraştır, şiir yazma .
Kolay gibi görünse de öyle kolay değildir, şiir. Yalnızca yetenekle kapıları açılmaz. Sevginin sevdaya dönüşmesi gibi; martıların kanat çırparak havalanması gibi güzelliktir, hoşluktur; şiir. Sabır isteyen, gönül isteyen, yürek isteyen bir uğraştır, şairlik.
Hiç kuşkusuz, şiiri yazmak kadar şiiri anlamak, algılamak, yorumlamak da çaba, emek ister. Şiire kafa yormayan, şiirle ilgili yeterli birikime erişmeyen onu iyi algılayıp anlayamaz; yorumlayamaz; tam anlamıyla şiirin tadına, zevkine ulaşamaz…
Asırlık bir çınarın gür, görkemli dalları ile gövdesi arasında nasıl güçlü, sağlam bir bağlantı ve güzel bir uyum varsa dizedeki her sözcüğün de diğer sözcüklerle öyle bir bağlantısı ve uyumu söz konusudur. Bu bağlantı ve uyum estetik kaygılarla, dize dize yoğrulup bütünleşince şiirin yapısı biçimlenmiş, kendine özgü atmosferi tamamlanmış olur. Artık ona ne bir sözcük eklenebilir ne de ondan bir sözcük çıkarılıp yerine “siyah – kara” ilişkisi gibi benzeri konulabilir. Bunu yaptığınızda, atmosferi nasıl birdenbire dağılır; güçsüzleşir, cılızlaşırsa onunla kaynaşacak, bütünleşecek bir sözcüğü bulamazsanız yine aynı şekilde atmosferi dağılır; güçsüzleşir, cılızlaşır, şiirin. Tamamlanmış bir şiire, ‘başka türlü söylenmeyen söz’ denilmesinin nedeni bu olsa gerek…
Hece şiirinin o kendine özgü tadına, rengine, kokusuna yöresel, geleneksel ve evrensel simgeleri de katarak zengin çağrışımlı, derin içerikli, duygulu özgün şiirler oluşturma çabasını ısrarla, inatla, başarıyla sürdüregelmiş bir şiir yolcusudur, Ahmet Kaçar. O, kimileri bestelenmiş nice duygulu, içli, lirik şiirlere imza atmakla yetinmemiş; felsefi içerikli, derin anlamlı şiirlerle yumuşak edalı fakat batan, acıtan, düşündüren yergi şiirlerine de imza atmıştır. İlerlemiş yaşına inat, yokuşun bittiği yerde, etrafı renk renk güllerle, çiçeklerle, meyve ağaçlarıyla çevrelenmiş beyaz evinde, hâlâ yeni yeni şiirler oluşturmanın; içini üşüten aleve , ruhunu titreten yıldızlara; damla damla yağmura; çöllere, rüzgara; çiçeğe, çalıya, dala… biraz daha yaklaşmanın derin hazzını yaşamaktadır.
“Bu akşam kadehimde bütün gamlar, tasalar.
İçen ben değilim de sanki serhoş masalar.
Gülüyor boş şişeler, duyardım ağlasalar.
İçen ben değilim de sanki serhoş masalar.”
Yukarıdaki dizeler, Kaçar’ın şiir dünyasını algılamada, küçücük ama önemli ip uçları veren aydınlatıcı göz kırpmalardır, kuşkusuz. Kaçar’ın kendine özgü üslûbu ile, mayalanmış, tatlanmış dizeler; beni, şiirin tarihsel atmosferinde hoş bir yolculuğa davet eder. Dizelerde, bir yandan halk şiirimizin dil ve yapısal özelliği ile divan şiirimizin sanatsal yönü ustaca kaynaşırken diğer yandan modern şiirin musiki ritmi yansıtan ses özelliklerine ( aliterasyon- asonans) oldukça duyarlılık gösterilir.
Dizelerin yedi –artı- yedi (on dörtlü) hece ölçüsüyle oluşturulması; zengin uyak ve redif (döner ayak) üzerine kurgulanması; her ne kadar genelde yarım uyakla; yedili, sekizli, on birli hece ölçüsü ile bütünleşen halk şiirinin geleneksel yapı özellikleri dışına taşmış olsa da ondan izler taşımakta; onun yapı özellikleri ile yakınlaşmaktadır.
Kolayca oluşturulmuş gibi algılansa da söylenmek ya da yazılmak istendiğinde zorluğu anlaşılan dizelere, eski geleneksel şiirimizde, ‘hem kolay hem zor’ anlamına gelen “sehl-i mümteni” denilirdi. Bu sanat anlayışına uygun oluşturulan dizelerde, söyleyişte kolaylık, anlatımda güzellik, akıcılık ne kadar önemliyse anlam zenginliği ve derinliği de o kadar önemliydi. Yunus Emre’nin, “Ete kemiğe büründüm / Yunus oldum göründüm.” ya da Fuzûlî’nin “ Bende Mecnûndan füzûn (çok ) aşıklık istidâdı (eğilim, yetenek, yeti) var. / Aşık-ı sâdık benim Mecnûn’un ancak adı var.” dizelerinde, bu söz sanatı, nasıl gün ışığına çıkarsa Kaçar’ın dizelerinde de öyle gün ışığına çıkar: “ Bu akşam kadehimde bütün gamlar, tasalar. / İçen ben değilim de sanki sarhoş masalar…”
Yine bu dizelerin teması, klasik (Divan) şiirin en önemli türü olan ‘gazel’in ‘içki –şarap’ teması ile örtüşür. Gazeller ‘aşk, şarap, kadın’ şiiri olarak tanımlanır. Divan şairi Nedim, “Meyhâne mukassî (kasvetli, sıkıntılı) görünür taşradan (dışarıdan) amma / Bir başka ferah (iç açıklığı) başka letâfet (hoşluk, güzellik) var içinde” beytinde, içki temasını, klasik şiirin kendine özgü yapı, biçem ve sanat anlayışıyla dile getirir. Kaçar, bu temayı, modern şiir boyutunda yeniden kaleme alırken hem halk hem de divan şiirinin yapı, üslûp ve konu inceliklerini nazikçe yoğurur; dizelerde.
Divan şiiri edebi sanatlar yönünden oldukça zengindir. Kaçar, bu dörtlükte, edebi sanatlara yer vererek divan şiirinin bu yönünü gün yüzüne çıkarır, ustalıkla: “Gülmek- ağlamak”sözcüklerinin bir arada kullanılması tezat (zıtlık) ; “kadeh, içmek, sarhoş, boş şişeler” sözcükleri bir araya getirilmesi tenasüp (uygunluk, yaraşırlık); masaların içmesi, sarhoş olması; boş şişelerin gülmesi teşhis (kişileştirme) sanatlarına güzel örnek olmakla kalmaz; şiirin dil ve üslûbuna etki ederek şiire, söyleyiş güzelliği ve anlam genişliği kazandırır.
Dış dünyadaki nesnelerin iç dünyaya yansımalarını, etkilerini, izlerini anlatmak daha doğrusu duyurmak sembolik şiirin en belirgin özelliğidir. Şiiri oluşturan sözcüklerde “musiki her şeyden önce musiki” anlayışı önemlidir. Bu anlayışa uygun seçilmiş, sözcüklerde ard arda sıralanan “ –l-, -lar-; -an-, -en-; -r-, -ar-, -er-; -m-, -k-, -d-”sesleriyle dize sonlarındaki zengin uyak ve redif; şiir diline hoş bir musiki ritmi düşürmekle kalmaz; dahası, notaya alınmaya hazır duygulu, hüzünlü bir bestenin inleyen nağmelerini kıpırdatır, yüreklerde…
Dörtlüğün üçüncü dizesini, ilkin “Nesimi, hepsi değil damlasına yasalar.” olarak tasarlasa da bu, içine sinmez; Kaçar’ın. Tıpkı Yahya Kemal’in “Rindlerin Ölümü” şiirini oluştururken içine sinmeyen siyah sözcüğü yerine serin sözcüğünü bulana kadar sabırlı bekleyişi gibi Kaçar da bu dizeyi içine siner hale getirmek için sabırlı bekleyişini sürdürür uzunca bir zaman. Nihayet sabır, beklenen meyvesi verir: “Gülüyor boş şişeler, duyardım ağlasalar.”
Hiç kuşku yok ki şiir zevkli fakat zor bir uğraştır… Değil bir dize, dizedeki bir sözcüğün bile önemi vardır, şiirde. O sözcüğü bulamazsanız, taşlar yerine oturmaz; dolayısıyla şiir güdük kalır; asla tamamlanamaz. “Ve siyah serviler altında kalan kabrinde” dizesindeki servinin önadı siyah ne zaman ki yerini serine bırakır; işte o zaman şiir de rahatlar, özgürleşir; üstat Yahya Kemal de:
“Ölüm âsude bahar ülkesidir bir rinde;
Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter.
Ve serin serviler altında kalan kabrinde,
Her seher bir gül açar, her gece bir bülbül öter.”
Ahmet Kaçar’ın dörtlüğündeki “serhoş masalar”, tabiri, beni, Edip Cansever’in “Masa Da Masaymış Ha” şiirine götürüverir. Her ikisinde de ortak nesne ‘masa’dır. Birinde içen, sarhoş olan, gamlanan masa; diğerinde yaşamın yükünü sırtında taşıyan masa… Bu, bir anlamda, duygu ve düşünceleri dışa vururken, şiirleştirirken “ben”i gizleme; duygu ve düşünceleri ‘ben’ dışındaki nesneler üzerinden dile getirme anlayışıdır. Bu halk şiirimizde de modern şiirimizde de şairlerin başvurdukları bir anlatım yöntemidir.
Halk şiirimizde, insan dışı varlıklar, turnalar, bulutlar, başı pare pare dumanlı dağlar… ozanın içinde geçenleri anlatmada etkili birer semboldür. Bu modern şiirde de böyledir. Şair anlatmak, duyurmak ya da sezdirmek istediği duygu ve düşüncelerini sembolleştirdiği nesnelerle dile getirir. Kaçar’ın da Edip Cansever’in de diğer şair ve ozanların da yapmaya çabaladıkları budur. Üstüne binen onca maddi, manevi yükü masaya koyar Cansever; fakat, masa, yine de “Bana mısın” demez:
“Adam masaya
Aklında olup bitenleri koydu.
Ne yapmak istiyordu, hayatta
İşte onu koydu.
Kimi seviyordu, kimi sevmiyordu
Adam masaya onları da koydu.
……………..
Bir bira içmek istiyordu kaç gündür
Masaya biranın dökülüşünü koydu;
Uykusunu koydu, uyanıklığını koydu;
Tokluğunu, açlığını koydu.
Masa da masaymış ha
Bana mısın demedi bu kadar yüke.
Bir iki sallandı durdu
Adam ha babam koyuyordu.”
Yağmura aldırmadan caddede, şemsiyesiz dolaşan Kaçar’a “Islanmışsın, hasta olursun!” denildiğinde; o, gülerek, “Yağmurun arasından geçemem ki!” diyerek beklenmeyen, şaşırtan, incelikli bir karşılık verir. Yüreği hep sevda, bakışları hep sevgidir, Kaçar’ın. O’nun sevgi dünyası sürekli sarılan; sarıldıkça kocamanlaşan bir yumak gibidir. Her doğan gün, güzelliktir, mutluluktur, huzurdur; onun için. Yaşam nüktedir, şakadır, yarenliktir; yerine göre eğlencedir; fakat bunların da ötesinde, yaşam başka türlü söylenmeyen sözdür, yani şiirdir; Kaçar için…
Özcan TEMEL |